Büşra Toprak's profileHOŞGELDİNİZPhotosBlogLists Tools Help

HOŞGELDİNİZ

''Ben biliyorum'' derseniz hiçbirşey öğrenemezsiniz.
Photo 1 of 7

Yaşamak bu mu bilmiyorum...

Sonu görünmeyen bir yolda ilerliyorum.
Ne mutluluk beni mutlu ediyor,
Ne hüzün beni içten içe yakıyor.
Yaşamak bu mu bilmiyorum.

Düşerek büyür insan diyorlar,
Hata yaparak olgunlaşır.
Peki ya düşüp kalkamıyorsa,
Hata yapıyor fakat olgunlaşamıyorsa.

Elli yanlışın sonu bir doğruya
Gider mi bilmiyorum.
İstemek ile rüya,
Gerçekleşir mi bilmiyorum.

Sonu görünmeyen bir yolda ilerliyorum.
Ne gülmek beni güldürüyor,
Ne ağyamak beni üzüyor.
Yaşamak bu mu bilmiyorum.

Tarihe geçen bir suç

Florida’da bir adam bankayı soydu...
Veznedara silahı doğrultup bir kâğıt uzattı...
Kâğıtta kendisine paraları vermesini yazmıştı...
Olay yerinden kaçtı ama yakalanması çok kolay oldu...
Çünkü veznedara verdiği kâğıt adamın maaş koçanından bir parçaydı...
Üzerinde de adı ve adresi yazıyordu...
(...Tarihe geçen suçlardan)

Hayata dair...

> Karşınızdakinin fikirlerine saygı gösterin ve asla “yanılıyorsun” demeyin...
> Eğer hatalıysanız bunu hemen kabul edin...
> Konuşmaya içten bir iltifat ve övgüyle başlayın...
> İyi bir dinleyici olun, karşınızdakine kendinden bahsetmesine izin verin...
> Eleştiri boşunadır, çünkü insanları kendilerini savunmaya ve genellikle kendini haklı görmeye iter...
> Karşımızdakilerle ancak, onlar bizimle ilgilendiğinde ilgileniriz...
> Çoğu insan, tek istedikleri kendilerini dinleyecek biri olmadığı zaman doktorunu arar...
> Fikirlerinin yanlışlığı ispatlanan kişi, hâlâ aynı fikirleri savunur...
> Nefreti nefretle değil, ancak sevgiyle yok edebilirsiniz...
(...Dale Carnegie)

Slm Nbr?

Hayatında hiç balta tutmamış, odun kırmamış, bir sobayı tutuşturup ısınmanın keyfine varmamış...
Bir çeşme başında kuyrukta bekleyip bir bidon su doldurmamış...
Yer yatağından uyanıp, yer sofrasında aynı kaba kaşık sallamamış...
Gaz lambasının titrek ışığında kitap okumamış...
Kuzine’de ekmek kızartmamış, portakal kabuğunu o kızgın demirin üstüne koyup odasına rayiha katmamış...
Ve fakat hayatı anlamaya çalışıyor genç adam; aşkı anlamaya çalışıyor...
***
Senin kelimelerin yok; sen ona yan önce...
Nasıl söyleyeceksin kalbindeki yangını? Nasıl?
***
Nasıl “Yunus” olunacak?
Oduna gerek yok ki, düzgününü arasın garibim...
Doğal gaz faturaları da “otomatik ödeme”de...
Hani yollayıp fatura ödetsen, kuyrukta beklesin, sabrı öğrensin diye...
O da yok...
***
Kelimeleri de yok...
Sadece; slm, nbr...
***
Ama haklarını yemeyelim; sanal olan her şeyi kavramış durumdalar...
Sanal: Gerçekte yeri olmayıp, zihinde tasarlanan, mevhum, farazi... (TDK Sözlük)
Aşkına dair bir cümle yaz... Mektup veya kart... Postaya ver... Aşkın o postayı beklesin...
Sen de cevabını...
Ama olmaz...
SMS veya MSN varken...
İster çiçek yolla anında görsün ekranında...
İstersen “gülümseyen” bir yüz...
Cevabın gelmesi de beş-on saniye...
Bir kalp veya “kızgın” bir yüz...
***
Beklemek öğrenmektir hâlbuki...
Isınmak için odun kıracaksın, sobayı tutuşturacaksın...
Vücudun ve beynin çalışacak.
Beyin “kelimelerle” çalışır...
Kelimelerle düşünürsün...
Düşündükçe öğrenirsin...
Gün gelir de elektrikler kesildiğinde veya sular veya doğal gaz...
Telekomünikasyonsuz kaldığında...
İşe yarar...
Ateşi, suyu, toprağı hatırlarsın...
Konuşacak kelimelerin olur...

12 Aralık 2007

Merhaba Sevgili Arkadaşlar,

Bu zamana kadar hayatımın çoğunu süslenerek, eğlenerek ve oynayarak geçirdim. Sadece söyleyemediğim zamanlarda yazarım. Bu çok kısa bir süre olur çünkü hiç sessiz biri değilimdir. Hatta bunun aksine her yerde çok konuşurum. Bu yaptığım güzel bir şey değil biliyorum. Yapmamağa çalışıyorum. Yalnız üzüldüğüm zaman konuşamam. O da çok kısa bir süredir. O ara da yazarsam yazarım, yazmasam bir daha ki sefere. Bilemiyorum üzüntülüyken yazmağa ihtiyaç duyarım. Kağıdı arkadaşım sayar onunla kalem aracılıyla konuşurum. Kağıt o kadar iyi bir dinleyicidir ki. Gözlerim de kağıda anlattıklarımı görünce sanki derdime derman olur bir şeyim kalmaz. Olan üzücü olay günlüğümün arasında kalır.

Ben yazmağa ilk babama yazarak başladım. Bana yaptığı hataları kendi aklımca yazıp masasının üstüne koyar, ertesi gün de cevap beklerdim. Sonraları azaldı. Neredeyse artık hiç yazmamağa başladım.

Çünkü büyüyordum. Hayalimdeki gibi büyüyüp güzelleşmek, saçlarımı uzatmak, kendi kendime kararlar verip istediğim şeyleri yapıp sevmediklerimi yapmamak, yetişkinlerin giydiği kıyafetlerden giymek, topuklu ayakkabılar giymek, makyaj yapmak, bir çok arkadaşımın olması ve daha bir sürü şeye daha yaklaşmıştım.

O kadar hızlı geçmiştim ki her şeyi büyüdüğümü bile fark etmemiştim. Yavaş yavaş herkes benden bir şeyler beklemeye başladı, öyle ki yapmam gerekenleri bile unutuyordum. Arkadaşlarım beni terk etmeğe başladı ve dünyanın gerçek yüzünü görmeye başladım. İnsanların nasıl yüzüme gülümseyip arkamdan beni başkalarına anlatışını duydum. Ve artık hayat o kadar acı olmaya başladı ki… Artık saçlarımın uzun olması, topuklu ayakkabılar giymek, süslenip makyaj yapmanın gerçek mutluluk olmadığını farkettim. Farkettim ama geç kaldım öğrenmem gereken birçok şeyi öğrenmem gereken zamanda oyun oynadım. Şimdi korktuğum başıma geldi. İstemeğe başladılar: Kardeşim iyi bir abla olmamı, babam anneme her konuda yardımcı olmamı, fazla oyun oynamamamı ve hayal ettiğim her şeyi bir kenara bırakmamı istiyorlar. Haklılar. Bunun olacağını tahmin etmeliydim. Benden çok zor şey istiyorlar. Benden gerçekten büyümemi istiyorlar.

Büyümek ne zormuş meğer…

 Siz siz olun benim gibi
öğrenmeniz gereken zamanda
başka şeylerle uğraşmayın...